KÖŞE YAZILARI 5
EĞER İSTERSEK BÜTÜN ENGELLERİ YIKARIZ
“Satranç hayat gibidir "Her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır, bazıları ise güçlü. Bazıları oyunun başında işe yarar, bazılarıysa sonunda. Ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. Aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. On parçanı kaybedip, yine de kazanabilirsin oyunu. İşler her an tersine dönebilir. Kazanmak için yapman gereken tek şey tahtanın üzerindeki olası hamleleri ve anlamlarını iyi bilmek ve karşındakinin ne yapacağını kestirebilmek.”
Şüphesiz hayat her birimiz için farklı yaşam şekillerini barındırır. Her şey yolunda giderken, bir bakmışsınız içinden çıkılamaz bir hal almıştır hayat. Kalbimiz kırılır, sahip olduğumuz ve umduğumuz her şey bir fırtınayla yok oluverir. Kolumuz kanadımız kırılır, gelecek hesaplarımız alt üst olur. Gereksiz bir şekilde anlam yüklediğimiz her şey tersine döner.
Hayat içinde her şey barındırır. Kazalar, belalar, iftiralar, hastalıklar, iflaslar, sakatlıklar velhasıl yaşarken her şey başımıza gelebilir. Tabiri caizse dünya başımıza yıkılabilir. Buradaki en önemli nokta başımıza ne geldiği değildir, ona ne tepki verdiğimizdir. Başımıza gelen olayları, sükûnetle karşılayıp, cesaretle harmanlayıp çıkış yolu bulabilir, ya da suya fırlatılmış bir taş gibi, sinsice zihnimizi ele geçirmesine izin verebiliriz.
İnanın bana, Tedirgin olmamıza gerek yok. Her zaman güçlü durursak, hep güçlü oluruz. Ciddi, acil durumlar ve krizler bize, sandığımızdan daha büyük hayati kaynaklarımız olduğunu gösterir. Şayet istersek, Başımıza ne gelirse gelsin, değiştiremeyeceğimiz ve iyileştiremeyeceğimiz hiçbir şey olamaz. Eğer istersek, bütün engelleri yıkarız. Zihnimiz sınırlarımızı aşar, bilincimiz her yöne genişler ve kendimizi yeni, harika muhteşem bir dünyada buluruz. Yeteneklerimiz ve becerilerimiz canlanır, hayal bile edemeyeceğimiz kadar müthiş biri olduğumuzu görürüz.
“Velhasıl, Bedeli hesaplamadan, nedenler olmadan ve hiçbir şeyin kaybolmayacağına dair güvenceler olmadan, yaşamı ve yaşamayı öğrenmeliyiz”.
Son olarak bir “İstanbul beyefendisi” nin hayata bakışını birlikte okuyalım.
Ağzında şarkılıktan çıkmış iniltilerle
Dağ, taş deme, arkadaş, gün batmadan ilerle!
Yara açsın kayalar ayaklarında, varsın,
Varsın omuz başların kamçılardan kızarsın,
Bu ağrılar duyurmaz sana yalnızlığını.
Kızıl dudaklarından bırakma ıslığını,
Ağzında şarkılıktan çıkmış iniltilerle
Dağ, taş deme, arkadaş, gün batmadan ilerle!
Sırtında bir tüy gibi taşı taştan yükünü,
Görmesinler belinin, sakın, büküldüğünü...
Başında şakladıkça, atlıların kırbacı
Anla ki her gün sana hız veriyor bir acı!
Yara açsın kayalar ayaklarında varsın,
Varsın, omuz başların kamçılardan kızarsın,
Hayda, sarıl yollara...Ardına bakma, hayda!
Sen yük altında haykır, yatsın eller sarayda.
İnce bir iz bırakır yere sızdıkça kanlar,
Seni bulur izinden ıslığını duyanlar...
Bu ağrılar duyurmaz sana yalnızlığını,
Kızıl dudaklarından bırakma ıslığını,
Fırtına, yağmur, soğuk...Ne varsa üstüne çek!
Bu çetin yolculuğun sonunda, gün gelecek,
Sırma saçlar saracak her kan akan yerini,
Gül dudaklar öpecek o kırbaç izlerini...
Ağzında şarkılıktan çıkmış iniltilerle
Dağ, taş deme, arkadaş, gün batmadan ilerle!
Faruk NAFİZ ÇAMLIBEL
Ve son söz…
Akıllı ve cesur bir iş adamının her sabah masasının başına otururken çekeceği besmele şudur; bakalım bugün karşımıza ne gibi zorluklar çıkacak! GASSİON
Neşeyle ve sağlıkla kalın…
http://voltgazetesi.com/haber-detay/eger-istersek-butun-engelleri-yikariz-muhammet-sahin/664
https://bymuhammetsahin.blogspot.com/
İNANMAK HERŞEYDİR
Yaşanan en derin kıtlık duygusu inanmaktır. Yapayalnız yaşıyor bu Çağın insanı, çünkü birlikte yürüyecek kadar güvenmiyor kimse birbirine. Kimsenin kimseye güveni yok aslında. Bedeli bu kadar ağır başka duygu varmıdır açıkçası bilmiyorum.
İnanmak Uçurumun kenarında durmaktır, İnanmak pırıl pırıl güneşli bir günde bozuk para gibi harcanmaktır. Kenara atılmaktır, Çantada Keklik sayılmaktır. Tok sayılmaktır, İkna edilmişliktir, Gözündeki parlayan ışığın sönmesidir, Onca kalabalığa rağmen yalnız kalmaktır, Beklenti içine girmek, hayal kırıklığına uğramaktır. İnanmak yaralanmak ve değişmek zorunda kalmaktır.
İnsan bazen aklını yitirmemek için inanır. Bazende korktuğu için. Kaybetmemek için inanır. Sırf inanmış gözükmek için bile inanır. Yalan olduğunu bile bile inanır. Hiçbir şeyin yanlışlıkla yapılmadığını bilir, âmâ genede inanır. Hırsızın ona Ahlak dersi verdiğini bilir ve inanır. Her durumda ona ayıracak zamanı olduğunu, bunun dışında her şeyin bahane olduğunu da bilir ve inanır. Yaşam savaşında düştüğü yerden kalkmaya çalışırken onu teklemeyenleri görür ve gördüğü halde inanır. En çok bağıranın yanına koştuklarını, susanın canının daha çok acıdığını bilir ve inanır.
İnanmak aynı zamanda başarmaktır. Mücadele etmektir. Büyük düşünmektir. En iyi manzaranın en zor tırmanıştan sonra geldiğini bilmektir. Geleceği değiştirmektir. Her sabah kalkıp kendine yapabilirim demektir. Kaybetmekten korkmamaktır. Yıldızların karanlık anlarda parladığını bilmektir. İnandığın şeyler için asla savaşmaktan vazgeçmemektir. Zor olana dayanabilmektir. Zamanı mükemmel kullanabilmektir. Mucizelere tanık olmaktır, Muazzam bir dünyanın kapılarını açmaktır, kendini iyi hissetmektir, içimizdeki gözümüzdür, karanlığa küfretmektir, imkânsızlığın gerçek olduğu yere gitmektir, İnanmak kendi Kale’ni inşa etmektir.
İnanmak İskenderiyeli Hypatia gibi taşlanarak öldürülmektir. Ebu Hanife gibi zindanlarda işkence görmektir, Burono gibi diri diri yakılmaktır, Baldıran zehri içmektir, Giyotin inerken öfkeli kalabalığa gülümsemektir, Yusuf gibi kör kuyularda unutulmaktır, Mevlâna gibi sabretmektir, Yunus gibi sevmektir, Mecnun gibi delirmektir, Sultan Fatih gibi dünyayı karşına almaktır, August landmesser gibi Hitlere meydan okumaktır, Tesla gibi bir Otel odasında Meteliksiz ölmektir. İnanmak, İdam mangası önünde bir Sigara yakıp poz vermektir.
Velhasıl inanmak her şeydir…
Son söz
“Uçabildiğinizden şüphe duyduğunuz an, bunu gerçekleştirebilme şansını sonsuza dek kaçırırsınız.”- J.M Barrie
Sağlıkla ve neşeyle kalın.
https://bymuhammetsahin.blogspot.com/2020/11/inanmak-herseydir-yasanan-en-derin-ktlk.html
DIŞARDAN STRES GETİRMEK YASAKTIR
İstanbul’da bir Aile dostumuza misafirliğe gitmiştik. Daire kapısının girişinde Yerdeki paspasta aynen şu cümle yazıyordu.” Dışardan stres getirmek yasaktır” Eve girerken stresimizi bırakıp içerimi girdik dersiniz, tabiki hayır. Stresin zararlarını yazacağımı zannediyorsanız, çok beklersiniz. Bugün sizlere stresin yararlarından bahsetmek istiyorum. Evet yanlış okumadınız, Stresin yararları damı varmış diyenleri duyar gibiyim. Evet stersin yararlarıda Var. Hadi başlayalım.
Sıkıntı ve stresi nasıl görmemiz veya anlamamız gerektiği hakkında, konumuza ışık tutması açısından önemli olduğunu düşündüğüm, muazzam canlı Istakozun yaşamından bir kesit sunmak istiyorum sizlere.
Istakozları bilirsiniz, sert bir kabuk içinde yaşayan narin, yumuşak bir hayvan olduğunu biliyoruz. Bu sert kabuk, gelişim aşamasında genişlemiyor. Peki Istakoz nasıl büyüyebiliyor. Istakoz içerden büyüdükçe bu kabuk onu sıkıştırıyor ve Istakoz kendini baskı altında ve rahatsız hissediyor. Kendini avcı balıklardan korumak için bir kaya oluşumunun altına giriyor. Kabuğunu çıkartıp atıyor ve yeni bir tanesini üretiyor. Zamanla, büyüdükçe, kabuk rahatsız bir hal alıyor, tekrar kayanın altına gidiyor. Istakoz bunu birçok kez tekrarlıyor. Istakozun büyümesine imkân sağlayan tetikleyici onun rahatsızlık duymasıdır. Eğer Istakozların doktorları olsaydı hiçbir zaman büyüyemezlerdi. Çünkü Istakoz rahatsız hisseder hissetmez doktora giderdi. Doktor ona anti depresanlar verirdi ve iyi hissederdi. Kabuğu hiçbir zaman çıkarıp atmazdı.
Bence stresli zamanların, ayrıca büyümenin bir işareti olan zamanlar olduğunun farkına varmamız gerekiyor. Eğer zorlukları uygun şekilde kullanırsak, zorluklar aracılığı ile büyüyebiliriz. Tıpkı Istakozlar gibi. Aynı zamanda büyüme sürecinde ıstakozlar sürekli vücutlarını yenileyebildikleri için, yaşlanma belirtiside göstermezler. Istakozlar hayatları boyunca genç ve diri kalırlar. Üstüne üstlük aynı zamanda çok uzun sürede yaşarlar. Bunun anlamı Istakozların stresi çok iyi yönetmeleridir diyebiliriz.
Zorluk anlarında stresli zamanlarda o kayanın altına girip içimize dönmeli ve kabuklarımızdan sıyrılıp değişimi kucaklamalıyız. Stresli ve sıkıntılı anlarımızı doğru yönettiğimizde gelişime açık oluruz ve her defasında bunu fırsata çevirebiliriz.
Baskı altındayken doğru kararlar vermek, mücadele etmek, stres ile büyümek, kabuk değiştirmek, yenilenmek kolay değil tabiki. Sıkıntıya yüklediğimiz anlam, Rüzgâr karşısındaki yelken gibidir. Onunla ilerleyebilir veya devrilebiliriz.
Istakozun doğasında büyüme ya da kabuk değiştirme için, yaşadığı stresi yönetmesini öğreten bir iç güdüsü var. Ama bizim de kadim Dünyamızdan süregelen Yaşam tecrübelerimiz, Aklımız ve öngörülerimiz var. Sıkıntılarla yüzleşerek, tekrar tekrar kabuğumuzu değiştirerek güçlene, güçlene bazende yenilerek yaşamı ve yaşamayı öğrenmeliyiz.
Ve asla unutmayınız, kazanmanın anlamı stres altındaki duruşumuzdur.
Son söz…
Sıkıntı yok efendiler. Dert; insana yol gösterir. Mevlâna
Kaynaklar: Abraham Twerski
http://voltgazetesi.com/haber-detay/disardan-stres-getirmek-yasaktir/695

| 

